Kapa gözlerini.. rahat koltuklarımıza oturmuş seyrediyoruz …gerçek ya da kurgu bilmek mümkün değil…. salondayız, sanki sinemada… karşımızdaki parlak perdedeki filmi seyrediyoruz… etrafımızdaki zifiri karanlığı bildiğimiz halde…
Kapa gözlerini, karanlığı hisset ve uyan artık… ağıtlarımızın zamanla azalacağını umarken, canlı olmanın bir bedeli olduğunu, beklenen otobüslerin de acılarımıza asla uğramayacağını öğrendik. Etrafımız şiddetin her türlüsü ile dolu.. bizler ise bu acı ve korku gösterisinin tam ortasındayız…… şiddete karşı yapılabilecek tek şey ona karşı insan kalarak direnmek, korkmadığımızı haykırmak.. milyon milyon sokakları doldurmak ve dik durmak değilmidir. düne kadar da ülkemizde sayısız kere yaptığımız gibi…
Buraya kadar hiç bir sıkıntı yok.. problem bundan sonra başlıyor.. günler geçiyor.. sokaktaki ses sokakta kalıyor, zamanla “romantikleştiriliyor” aferin gençlere oluyor…. Hatırlayalım, taksimde onca can pazarı yaşanmasından günler sonra parka insanlar akın etmişlerdi. lunaparka gelen aileler gibiydiler…. guy fawkes maskeli arkadaşların yanına gelip, maskelerini takıp beraber fotoğraf çektiriyorlardı…. korkunçtu…..
Yıllar önce duyduğum o güzeller güzeli öykü tam da bu durumun tehlikesini anlatır..”””Kötü kalpli kral kaçırdığı prensin sesini alıp şatosunun kulesine hapseder. prensin kurtulmak için yardım isteyebildiği tek şey başındaki tacıdır… tacını kulenin demirlerine vurarak aşağıdan geçen insanlardan yardım isteyebileceğini düşünür… ve tacını demirlere vurmaya başlar. kuleden gelen ses o kadar güzeldir ki kulenin çevresinden geçenler durup bir süre bu sesi dinlerler ve yeniden dinlemek için tekrar tekrar gelirler….. prens tacını demirlere vurmaktan bitap düşer. ama tek kurtuluşu bu olduğu için devam eder vurmaya…. insanlar da bu güzel sesi durup dinleyip yine gündelik hayatlarını sürdürmeye devam ederler. ….sonra….ses kesilir…..””” kapa gözlerini ve uyan…sesimizi çalmasınlar.. N.Ç