Nasılda sıcak.. sırt üstü uzanırsın.. tek tek hisserdesin sırtında.. kücük çakıl taşları.. daldırırsın ellerini taştan deniz arasına, alırsın bir tanesini, bakarsın..yuvarlak bir taş.. milyarlarca yıl yaşında.. üstünde milyarlarca yıl boyunca çizilmiş bir resim…. eşsiz..
koyarsın tam kalbinin üstüne …sıcak… bir tane daha alırsın, başka bir resim… onu da koyarsın… kocaman sahilde sonsuz sayıda resmin ortasında uzanırsın…… sıcak çakıldan tablolar sırtına değer, gözlerin güneşi yakalar, kulakların dalgaları……

Peki o kumsala gelmeden önce nasıldı her şey…. kocaman insan kalabalıklarının arasında, bir oradan bir oraya savrulursun.. araba tarlaları arasında, birisi için yok ettiğin hayatın ve kopya hayallerin… Kendince mutlu olduğun şeyleri yaparsın, sevdiğinle, arkadaşlarınla birlikte olursun, sergi gezersin, kursa gidersin, bi küpe alırsın kendine ya da bir kazak……

ama gizliden gizliye aklında bir soru vardır….. hep O his….sessizce fısıldanır kulağına…. “bir şeyler eksik” “bir şeyler eksik” “bir şeyler eksik”

O eksik’i bulmaya çabalarsın hep.. yetmezmiş gibi daha da alırsın, hobi bulursun, tam mutlu olacakken yine O his “bir şeyler eksik” “bir şeyler eksik” “bir şeyler eksik”

Bunuel, arzunun belirsiz nesnesinde göstermişti bizlere… film boyunca taşınıp duran o boş çuval …arkalarda bir yerlerde gösterirdi kendini… niye boş dur o çuval …. en güzel anımızda, en mutlu olduğumuz anda sevdiğinle otururken, göz göze geliverirsin… duvarın dibindedir bom boş çuval…. O his….sessizce fısıldar kulağına…. “bir şeyler eksik” “bir şeyler eksik” “bir şeyler eksik”

İnsanoğlu medeniyete doğru seçtiği yolda bir çok şey kaybetti, ama en önemlisi de KENDİNİ kaybetti.. teknoloji dolu yıllara gelene kadar binlerce yıl önce oldu olan…..pek azı fark etti bunu … düştüler yollara, kimileri yüksek dağların zirvelerinde, kimileri anadolu bozkırlarında, kimileri uzak ormanların içinde sessizleştiler ……aradılar içten içe….bazıları buldu…

Yüzlerce yıl önce padişahım çok yaşa diyenlerden, 70lerde biz diyenlere, şimdilerde ise sadece ben, yanlızca ben diyen çağdaş!!!! insana kadar ademoğlu hep eksik ti……

Stanley Mann bize çok tanıdık gelen bir kahramandan bahseder….. O kahraman hayatın tüm bilgisinin peşindedir ……hayatın anlamının, bilinmezlerin ve EKSİK olan her şeyin……….. bunu bulmak için yollara düşer.. tehlikeli sınavlarla dolu bu yolculukta yılmadan ilerler… sayısız zorluktan sonra ulaşır bilgelik tapınağına…… tüm kibri ve bir şeyleri başarmış bir insanın şımarıklığıyla girer odaya……kariyer için çırpınan, yükselmek için her türlü hinliği yapan, şimdiki benzerleri gibi, gururla yürür tapınağın içine…… bilgelik kitabıyla arasında artık sadece bir adım vardır…….herşey orada yazılıdır……. hayatın tüm bilinmezleri, EKSİK olan her şey……. heyecanla kitabı eline alır…. titreyerek ilk sayfayı çevirir…… gözleri fal taşı gibi açılır…. ikinci sayfa ve üçüncü ve O an anlar her şeyi…… kitabın tüm sayfaları aynadandır…… her sayfada kendisiyle yüz yüze gelir…. “bir şeyler eksik Mİ”

ve kumsala geliverir insan, sonsuz denizin kıyısına…. parmaklarının arasındaki yaşlı ve eşsiz çakıl taşına bakar… Aradığı O şeyi bulur.. EKSİK olanı.. insanoğlu 200.000 yıldır bu topraklarda yürür……can taşıyan en eski akrabamız 4.5 milyar yıl önce doğmuş. ….doğa çakıl taşına ince ince işlediği o resmin aynısını insana da işledi…. milyarlarca yıl… her birimiz büyük bir mirasın taşıyıcılarıyız… bunları en eski atalarımızda miras aldık ve bir sonraya hediye edeceğiz….. tüm bu bilgiler, hayatın gizemleri, eski ve yeni olan ne varsa taa içimizde duruyor… sıcak çakıl taşının değdiyi yerde……. ve bizi bekliyor…eksik olan aslında hep bizimle ……neredesin sen..neyin eksik… N.Ç