Duvar..Biraz daha yükseldi.. dün bu kadar değildi….. güneş hiç görülmüyor artık.. artıyor karanlık gün be gün ve ben çok mutluyum…..eski babilliler tanrılara varmak için yaptılar ya heybetli kulelerini, bizimkiler de yükselttikçe yükseltiyorlar….sanıyorlar ki tanrılarına, hayallerine böyle ulaşacaklar .. biz dışarı da onlar içeride…..her yer zifiri karanlık çok şükür…mesela bu duvara hiç kuş konmuyor .. karanlık ta olsa kuşlar bizim tarafta uçuyorlar… yalnız değiliz
Çok eskiden, her yer toprakken birisi çıkıp utanmadan burası benim demiş ve ilk çiti çakmış…. her şey de o zaman başlamış.. çitin dışında kalan ne varsa börtü, böcek, ot, çöp, ağaç, insan, rüzgar, bulut…. el oluvermiş, yerli olmuş, vahşi olmuş…..Çitin bu tarafı, toplamış kendi gibi olanları, boyun eğenleri hemen yasalar icad etmişler, can güvenliği denmiş, mal denmiş, mülk denmiş….. O güne kadar hayvan olan duvarını örünce İNSAN olmuş… bir anda medeni olunuvermiş… Sınırını çeken hemen kuralını da koymuş.. nasıl adam olacağımızı, nasıl çocuk, nasıl kadın, nasıl hayvan, nasıl ağaç, nasıl gelin, nasıl dere, olacağımızı başlamış öğretmeye..
Bu duvarlar her yerde…. solcusu, sağcısı, dinci, dinsizi, kemalisti hepsinin var … iş yerinde, çarşıda, pazarda, okulda her yer duvar dolu.. İNSANLIK kriterleri say say bitmez. Giydiğin t-shirt, saçın, sakalın, eteğin, yürüyüşün, camin, kilisen, kolyen, gülümsemen somurtman, doğduğun yer…. ..Öte yana geçmek çok kolay, kendin gibi olma, onlar gibi ol yeter…..ADAM ol İNSAN ol…… çok karardı ortalık bir taş daha koydular …. mutluyum..
Durum çokta kötü değil… hala bu karanlığı hissedebiliyorsam şükrederim kendime ve derim ki ….onlar gibi değilim….. ne mutlu ki O duvarın içine SIKIŞIP kalmadım…… karanlık da olsa koca bir dünyam var. Masallarda, kalenin dışındadır ya bütün canavarlar devler, biçimsiz onca yaratık işte tüm bunlardır dostlarım ve biz karanlığın ormanında çok mutluyuz.. Evet karşılaşmak zor, etrafta göz gözü görmüyor ama biliyorum oradalar … dışarıdayız ya… çok şükür..
Okuyunca oedipus un efsanesini şaşırmamak elde mi… bilirsiniz Oedipus yüce kehanet yüzünden ŞEHRE gitmelidir, düşer yollara.. Bilir, kolay değildir içeri girmek..SFENKS vardır kapıda, olanca heybetiyle…. Varınca kentin kapılarına karşılaşırlar… Oedipus koca pençlerinin yanında durur sfenksin…. göz göze gelirler….. kente girmek için bilmelidir sorulan soruları… bilemezse ölümden beter …. ve sfenks sorar, hepimizin cevabını bildiği, O meşhur bilmeceyi “Hangi varlık sabah dört ayak üstünde, öğlen iki ayak üstünde ve akşam üç ayak üstünde yürür?” Oedipus tabi ki bilir.. cevap: İNSAN dır… şehre girmek için vereceği cevap… duvarın öte tarafı için… İNSAN… duvarın içindeysen İNSANSIN ya değilsen…. şaşırmamalıyız değil mi…
Oedipus’un yürüyüp geldiği orman halbuki ne de güzeldir. İçinde nymphler vardır, pan flüdünü çalar, nessos ve hiron oradan oraya koşuştururlar, satirler dere kenarlarında çapkınlık yapar, dafne habire kaçar aşkından ölümsüz defne olur…olanca rengiyle, hayatın bin bir coşkusu….
İşte dostlar biz oradayız, duvarın dışında… onlar bize insan demese de, biz onların insan dediğine benzemesek de yaşayacağız.. Elekten geçen değiliz çünkü… onda kalanız.. çer çöpüz farklı farklı…akıp giden sürü değiliz.. Elbet daralacak kalbimiz ama bileceğiz ki her ne olursa olsun, içimizdeki panlar flüt çalacak… karanlığı seven kuşlara yem atarken birbirimize aklımızla ve kalbimizle dokunacağız…. ruhumuzu şiirle, bilimle, edebiyatla dolduracağız….. hayvanlardan erdemi, ağaçlardan mütevaziliği, rüzgardan yaşamayı, yağmurdan sabrı öğrendikçe mutlu olacağız……… Duvar elbet yıkılacak… biz yapmayacağız kendi kendine olacak olan.. İşte O gün Güneş yüzümüzü ısıtacak.. ve öğreneceğiz Güneşten “asla” umudu kaybetmemeyi.. N.Ç.